10 Eylül 2013 Salı

BELLA İTALYA BELLA ROMA


İtalya...
Müthiş...
sımsıcak insanlar... sımsıcak hayatlar... penceredeki dantelle gidilen geçmişler.. akan çeşmelerde bulunan iç ferahlık.. yollarda yürürken hissettiğin aşk.. dar sokaklarda her an kenetlenecek gibi duran evler.. o evlerin o sokakların arasında yürümek.. sevmek.. kaybolmak ve yeniden bulmak her şeyi... hep aynı tazeliğinde mutlu bir his. Hisler... İtalya....

















16 Temmuz 2013 Salı

H-A-Y-A-T 1 MELEKLER EVİ

Taşların arasında sıkışmış hisler düşle
hüzün yüklü ve serin bir yerde de..
avlularda gezinen insanları düşle
dingin.. yavaş adımlarla ilerleyen...huzurlu bir yerde de..
tüm birikimlerin yaşandığı bir ev düşle
çizimleri kalıntıları halen mevcut olan...
oda oda ayrı hislerle tekrardan yaşattığını düşle bir de
birine hayat de; birine cennet; birine keyif de; birine sevgi...
eskilerin hayatlarına bak o odalarda
bir adım ötede ne olduğunu bilmeyen kişileri düşle
deniz ne? Araba ne? Elektrik mi, o da ne?
burada mum var, burada yürümek var her yere
burada gündüz aydınlıkta gökyüzüne dalmak, gece yıldızlara bakmak var
tek eğlencen yaşıyor olman.. hissetsene..
tüm uzuvlarınla. tüm gerçekliğinle
taşların arasında bozulmadığını hisset işte
onların seni dışarıdaki dünyadan koruduğunu düşle
cibinlikli bir hayatta olmak var şu an
bir müzikle gezinmek var eskilerde,o zamanlarda
şu anı artık anlayamamak var
her şey bu kadar mı değişir.....
Melekler Evinde hayat var...
Hayat bir.....

17 Mayıs 2013 Cuma

Urla DevLet HasTanesi Yolu Tasviri


İzmir Otobandan Urla çıkışına girersin.İskele yönünü takip edersin. Önce iki tarafı ağaçlarla çevrili yoldan geçersin. Arabanın içinde bir kararır, bir açılır ağaç gölgelerinden yüzün... İçini ısıtan yemyeşil bahçeleri geçersin sağlı sollu. Sanki ilk defa görüyorsundur böyle yeşili...
Sonra sola bir giriş verir yol. İsmi karamsardır, tabelada hastane yazar. O yola girince değişiverir ruhun...
Daracık bir yol... Denizi ikiye bölen...
Sağ tarafı düz, dümdüz, çarşaf gibi bir deniz. Üzerinde martıların sürekli uçtuğu... Özgürce gezindiği...
Sol tarafı dalgaların birbiriyle çarpıştığı bir deniz... Sanki denizin içinde savaş var, dalgalar nereye vuracağını şaşıracak kadar kuvvetli...
Ortasında da o yol... Hayatı anlatır insana, hissettirir yaşadığını.
Hayatın iniş çıkışlarını anlatan dalgalar yolun bir yanında. Huzurun, sakinliğin, dinginliğin yolun diğer yanında. Bir tarafı bağırır, kavga eder, isyan eder hayata.
Diğer tarafı kendi öz dinginliğini fısıldar...
Hangi yöne bakacağını şaşırtır. Her bir yönde başka anıların canlanıverir. Belki de hiç tatmadığın hislerini bir anda yüzüne çarpar o yol. 'Hayat Güzel' dedirtir. Siyah... Beyaz... Dedirtir. İyi... Kötü... dedirtir. Tüm zıtlıkları içinde bulundurur. Hayat gibi.......
Bir ara durdurtur seni. Kendini, hayatını izlemeni, düşünmeni sağlar. Zaman durur o an.......
                                  ..................................................................
Hemen o yolun sonunda da kayalıklar vardır. Üstlerine yosun yapışmıştır tıpkı kurtulamadığın acıların gibi. Kayalıklara vuran dalga sesleri ruhundan içeri gireverir sanki. Bir müzik başlar içinde. Mırıldanırsın hayretle.... bir bakarsın acıların dans etmeye başlamış o küçük hayallerinin içinde...
Ve anlarsın... Hayatını akışına bırakman gerektiğini............................
Bırakman gerek- ti- ği- ni....

YÜZÜK KARDEŞLİĞİ


Yüzük Kardeşliği...
Ailem...
güç... asla yalnız kalmayacağını bilmek... şanslı hissetmek. sonuna dek.. tüm gerçekliğiyle yaşamak.. her şeyi paylaşmak sonsuz... yüzüne vurabilmek arada kırıldığını, üzüldüğünü, haykırdığını. Çırpınışlarını anlatabilmek. tutunabilmek. anlamsız gülebilmek , nedensiz... çocukluğundaki o masum mutluluk hisleri ile.. ama hep bilmek. orada olacaklarını. gözlerini sımsıkı kapatıp ruhunu salabilmek. yüzleşmek kendinle. yüzleştirilmek. yalın seni düşünen bir kardeşlik düşünün. yalın Bizi düşünebilen. Kim kalmış ki bu hayatta kendini unutup karşındakini düşünebilen.. Başarabilmek belki de. sevebilmek karşındakinin gözlerinden ruhuna ulaşarak... kavuşmak arada. kavuşunca doyumsuz his... sanki hiç gitmemişçesine.. ayrılıklardaki hasretlerdeki o hüzün.. bambaşka .. sağ kolun yok gibi. sol gözün kapanmış, ruhunun bir tarafı gölgelenmiş gibi.... ama hep anlamsızlıkta o anlamlar bütünü işte...
İyiki tanımışım. İyiki Bir Olmuşuz.
  - F - İ - E - G -

http://www.youtube.com/watch?v=T0mcAQ-5EvY

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Blog Açmama Destek Veren Şahane İnsan

Nur Bilgin'e...
Fotolarımı bir merak gösterirdim hep.. Yazılarımı bir çırpıda okur bitirirdim karşımdakilere. O fark etti. O dahiyane cümleyi o an söyledi...
'Sen neden blog açmıyorsun?'...
Sonra oturduk bilgisayarın başına. Kendi bloğunu gösterdi önce...
http://thelabelfree.blogspot.com
Bayıldım.. o kadar kendi gibi doğal olmuş ki yazıları.. Özendim, imrendim... Bana destek oldu ve oturdu, bana blog açtı aynı gün... Burdan teşekkürlerimi iletmek isterim ona... Ve kaçırmadan izleyin onun blogunu derim... İyiki tanımışım seni. Şanslıyım derim...

Teşekkürler Nur...

4 Mayıs 2013 Cumartesi

ESKİ İZMİR

http://www.youtube.com/watch?v=khW9kKOzcS8

İzmir denince akla Kordon'u, faytonu, sahili, denizi, boyozu, Saat Kulesi, Kemeraltısı, Alsancak'ı, gün batımı,,, daha niceleri gelir...Bir de İzmir'in eski sahiplerinin bildiği Eski İzmir'i vardır. Her birinin ayrı Eski İzmir'i vardır...Hiç bilmezler yeni yetmeler benim gibi. Ben de babam sayesinde öğrendim. Nicedir bahseder durur oralardan buralara geldiğini. Bir mum ışığıdır gider anlattığı ders çalışırken...Üst evlerde kızaran etlerin kokusuyla doyduğudur tokluk dediği... Yeni ayakkabı alınca üzerine basıp kirlettiğidir diğerlerine duyacağı utancından. Ben o zaman anlamazdım ne demek istediğini. Meğer aslında Eski İzmirmiş anlattığı. Gidince gördüm... O eski Rum evlerini gördüm. O eski karakterli dostlukları hissettim. Rum manavı, Ermeni Berberi, yan komşusu Musevi teyzeyi anlatırdı bana. Anlamazdım. Bir bir gördüm eski balkonlarda o her şeyden bağımsız, tedirgin olmadan atılan kahkahaları. Hepsi geçmiş doluydu. Yapabileceğim tek şey gerçeğe dönüp, elime aldığım makineyle resimlerini çekmek oldu...... Eski İzmir... benim de Eski İzmirim oldu..































SEVILLA(2)


Lole Y Manuel eşliğinde bir geziydi Endülüs. Gitarın her vuruşunda bir kalp çarpıntısıydı sokaklarında yürümek. Sağlı solllu daracık aniden karşına çıkan sokakları. O kavurucu sıcakta yüzüne esen yan evin avlusundan gelen serinlik. Gülümsemene sebep olurdu gezerken. Sanki geçmişte yürümek gibiydi saraylarını gezmek. Sanki o sarayların avlularındaki çeşmelerde su içiyordu her toplumdan insanlar. Bir arada...
Flamenko bu şehrin dansıydı. Aşkın dansıydı. Tutkunun dansıydı. Şehrin her yerinde görebileceğin, içinde kendi özünü bulacağın mozaikler de cabası... Büyülü bir havaydı burası... Tıpkı alttaki linkte dinleyeceğiniz şarkı gibiydi burada hislerin...
Eğer bu yazıyı okuyorsanız ya da Sevillaya gidecekseniz muhakkak dinlemenizi tavsiye ederim bu şarkıyı...

http://www.youtube.com/watch?v=GYrbjneuP6I












































































































































24 Nisan 2013 Çarşamba

İSPANYA SEVILLA


Eski ve Gerçek Mozaikler
Bir mozaik küçük bir yerinden delinir
Pişerken iyi tutsun, içine iyice işlesin çizdiğin resim diye
Asla tam olarak bütün pişemez o mozaik
Eğer bir boşluk yaratmazsan, dağılır, bütünleşemez benimsetemez o çizdiğini kendine
İlla bir boşluk ister
Kavramak için ne olduğunu
Eksikliğini sever, o boşluğun tamı kavramasını sever, belki de bütünün oluşumudur o boşluk
Belki boşluktan değil bütünden boşluk olmasını sever
Hayat bir mozaikse ve pişirilip sunulmuşsa bizlere
Ve bizler de o batırılan ve oluşan küçük boşluksak o mozaikte
Niyedir Çabamız Mükemmel Olmak İçin...
Zaten boşlukta başlamışızdır evrene
Evrenin benliği o boşluktan geçmiştir
Ve biz o küçük boşluksak
O evren dönemez ki bizsiz
O mozaik olamaz ki...
Hani o boşluk benimsetir ya içine çizdiğin resmi mozaiğe
İşte hayatı da benimseterek yaşa kendine
Yiyerek özümseyerek boşluklarda
Asla eksilme eksiksin diye
Boşluklarda Tamsın...



FOTOĞRAFLARLA İSTANBUL




YOLCU


YOLCU
Yer: İstanbul Haydarpaşa Garı içindeki Mythos Meyhane
Oradan esinlenerek orada yazdığım yazı...


Vedalaşmaya gelinir buraya.. Rakı ile doldurulan kadehler bir bir özlem kokar ileriye dair. Bir bir an yaşatır bir de gözlerinde hapsolan yaşlarla. Bir daha burada, bu anda olmasına içilir bu ekose masalarda. Kare kare dağılır yüzlerin her bir noktasına mutluluklar. Hüzünler de hapsolur bu küçük yere. Gidip-gelmecesine yaşanılır bu gibi yerlerde. El sallamalar gel demektir. Yine gel. Hep gel. Ne olursan ol gel der gözler.. İyiki varsın dedirtir. İyiki Varım dedirtir yine. Şerefine Gülenyüzüm.. Şerefine !!!

22 Nisan 2013 Pazartesi

ABSENCE

Ever since I came to this emptiness
                             All the feeling I have is absence
   Never walk enough never hear nevers..
         Just deceive your soul with bloody tears
              Having a knife -a cruel one- in dreams
      Cutting all the real you's, real me's..
                There is no pain, no compassion, no grace to mirrors
                     waking up with all compunction sleeping near..
         never see enough, never feel, nevers..
                         Life in this absence is hidden
                                                         behind the miracles...